Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (SAMER), 2-5 Mayıs
2026 tarihleri arasında Kürt nüfusunun yoğun olduğu 16 ilde (Diyarbakır, Urfa,
Van, Batman, Mardin, Şırnak, Ağrı, Adıyaman, Muş, Siirt, Bitlis, Hakkari, Kars,
Bingöl, Dersim ve Iğdır) toplam 1.506 kişiyle yüz yüze görüşerek "Barış ve
Demokratik Toplum Süreci"ne dair en kapsamlı kamuoyu araştırmalarından
birine imza attı.
SAMER’in 16 ilde gerçekleştirdiği kapsamlı saha
araştırması, Kürt kamuoyunun barış sürecine dair yaklaşımını gözler önüne
serdi.
Katılımcıların yarısına yakını sürecin sağlıksız
ilerlediğini düşünürken, yüzde62’lik kesim çözüm için sorumluluğun iktidarda
olduğunu vurguluyor. Saha sonuçlarını Rûdaw’a değerlendiren Yüksel Genç,
“Güvensizliği kırmanın yolu, gerekçeleri ortadan kaldırmaktır” dedi.
Kürt kamuoyunda ‘temkinli’ bekleyiş
Araştırma sonuçlarına göre; bölgedeki yurttaşların sürece
yaklaşımı “temkinli ve sınırlı bir güvene” dayanıyor. "Barış ve müzakere
sürecinin sağlıklı ilerlediğini düşünüyor musunuz?" sorusuna
katılımcıların yüzde 47,5’i “Hayır” yanıtını verirken, “Evet” diyenlerin oranı yüzde
30,2’de kaldı. Katılımcıların yüzde 22,3’ü ise sürecin “Kısmen” sağlıklı
yürüdüğü kanaatinde.
Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için öncelikli
sorumluluğun kimde olduğuna dair soruda ise oklar devleti gösteriyor.
Katılımcıların yüzde 62,3’ü "Hükümet"i, yüzde 23,4’ü ise
"Meclis"i birincil aktör olarak işaret ediyor. Muhalefeti sorumlu
tutanların oranı yüzde 5,7 iken, Abdullah Öcalan diyenler yüzde 4,9, PKK diyenler
ise yüzde 2,7 olarak ölçüldü.
En büyük engel: Somut adım atılmaması ve umut hakkı
Sürecin neden tıkandığına dair verilen yanıtlarda
"somut adımların atılmaması" yüzde 36,3 ile ilk sırada yer alıyor.
Bunu yüzde15,5 ile "Hükümetin sorumluluklarını yerine getirmemesi"
izliyor. Ayrıca, bölge halkının yüzde 50,5’i, PKK lideri Abdullah Öcalan için
gündeme gelen "umut hakkı"nın henüz sağlanmamış olmasının süreci
yavaşlattığı görüşünde.
Siyasal ve Sosyal Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel
Genç, araştırmanın tüm detaylarını ve Kürtlerin sürece dair beklentilerini
Rûdaw’dan Ferdi Sak’a anlattı:
Rûdaw: En son çözüm sürecine dair çok önemli bir
araştırma yayınladınız. 16 Kürt ilinde Kürt kamuoyunun yüzde 47,5’lik bir
bölümü sürecin sağlıklı yürümediğini düşünüyor. Bize sonuçlardan ve Kürtlerin
sürece dair beklentilerinden bahsedebilir misiniz?
Yüksel Genç: Mayıs ayında gerçekleştirdiğimiz saha
araştırmamız, 10-16 Kürt ilinde gerçekleşti; Bakur (Kuzey) hattında.
Çalışmamız; seçmen davranışları ve sürece toplumun, Kürtlerin yaklaşım ve
algılarını ölçmek amacıyla gerçekleşti.
Çalışmamıza göre sahadakilerin, Kürt toplumunun daha
doğrusu, büyük bir kısmında sürece dönük güvensizliği koruduğu; sürecin
başarıya ulaşacağına dair temkinliliğin henüz yüksek olduğunu ve sürece dönük
sorumluluk adreslerinin hâlâ hükümete dönük olarak tariflendiğini ölçtük.
Çalışmamıza göre katılımcılarımızın yüzde 48’e yakını – 47,5
gibi bir rakam – sürecin sağlıksız ilerlediğini düşünüyor. Yüzde 30 gibi bir
rakam ise sürecin sağlıklı ilerlediğini söylüyor. ‘Kararsızım’ ve ‘kısmen’
diyenlerle birlikte düşünüldüğünde, çok önemli bir kısmının -yarıdan fazlası
gibi- sürecin sağlıksız yürüdüğüne dair kanaatinin yüksek olduğunu ölçtük.
Yine yüzde 26.6 gibi bir kesim sürecin olumlu
sonuçlanabileceğine, ama yüzde 28 gibi bir kesimin de sürecin olumsuz
sonuçlanacağına inandığını; ancak en büyük kitlenin kararsız olduğunu,
‘kararsız’ ve ‘kısmen’ diyenlerden oluştuğunu gördük. Bu da sürecin olumlu
sonuçlanacağına dair toplumsal iknanın ve beklentinin düşük olduğunu bize
söylüyor.
Sürecin ilerleyebilmesi için öncelikli sorumluluğun kime
düştüğüne dair sorularımıza gelen yanıtlara bakıldığında; yüzde 60’ları aşan
bir oranın hükümeti ve neredeyse her dört kişiden birinin ise Meclis’i
sorumluluk hanesi olarak, aktör olarak işaret ettiğini gördük. Bu bize şunu
düşündürdü: Bu sürecin ilerleyebilmesi için hükümet, iktidar ve Meclis, yani
devlet kanadına işaret ediliyor olması; icra organlarının, özellikle yasama
organının işaret ediliyor olması, sürecin yasama ve yürütme açısından bir krizle
karşı karşıya olduğunu ve sorumluluğun bu organlar nezdinde yerine
getirilmediğini düşündürdü.
Nihayetinde sorumluluğun kimde olduğunu sorduğumuzda, yüzde
62 gibi bir rakam hükümet, yüzde 23’leri aşan bir rakam Meclis derken; aslına
bakarsanız aynı zamanda bu kesimlerin sorumluluklarını yerine getirdiğine
inananların oranının da her dört kişiden iki buçuğa, üçe yakın (yetersiz)
olduğunu bize söylüyor. Dolayısıyla toplum, sorumluluk sahibi olan mecranın,
iradenin sorumluluğunu yerine getirmediğini, dolayısıyla sürecin aynı zamanda
bir siyasal irade krizi yaşadığını bize gösteriyor; sokağın böyle düşündüğünü
gösteriyor.
Aslına bakarsanız çalışmamız; sürecin kurumsallaşma, siyasal
irade ve güven bariyerlerini henüz aşmadığını; kurumsallaşmasını, siyasal
iradenin sorumluluk alarak açıkça ortaya çıkmasını ve toplumsal güvenin inşa
olmasını beklediğini bize gösteriyor.
Rûdaw: Peki Kürt Kamuoyunda sürece güven duyulmamasının
sebebi nedir?
Yüksel Genç: Biz süreç başladığından bu yana 15 aydır yaptığımız düzenli çalışmaların
hepsinde, toplumun sürece güven duygularının zedelendiğini, sürece
güvenmediğini ölçüyoruz. Ve bütün ölçümlerde ilk öne çıkan üç nedeni şöyle
sıralamak mümkün:
1.Kürt toplumunun azımsanmayacak bir kesimi mevcut devletin
Kürt meselesini çözmek istemeyeceğine inanıyor ve hâlâ bu inanç kırılmış değil.
İktidarın tek taraflı yürüyen sürece dönük sorumluluklarını ve somut adımlarını
görmeyen toplum, ne yazık ki güven krizini aşamıyor.
2.Toplumun yine çok önemli bir kesimi, geçmiş barış
süreçlerinde masanın devrilmesinin ardından ortaya çıkan şiddet ve baskı
dalgasına maruz kalmıştı. Yeniden bir şiddet ve baskı dalgasına maruz kalmamak
adına ya da böylesi başarısız süreçlerin yükünü kaldırmak konusunda oldukça
temkinli.
3.Sürecin başlamasından bu yana Kürtlerin önemli bir
kesiminde; hükümetin, iktidarın Kürt meselesini çözmek ve barış yapmaktan çok,
Kürtlerin kazanımlarını zayıflatmak gibi bir dertle hareket ettiğini, Kürtlerin
kazanımları zayıflayınca da süreci bozacağına dönük inancını kırabilen
pratiklerin henüz açığa çıkmadığını görüyoruz. Özellikle Rojava sürecinde
Türkiye’nin politikaları ve kış aylarında Rojava’ya dönük saldırılar bu
konudaki gerekçeyi oldukça güçlendirmiş görünüyor.
Rûdaw: Kürtlerin sürece olan güvenin arttırılması için
neler yapılabilir ve hangi adımlar atılabilir? Hem hükümet, hem DEM Parti, hem
de PKK kanadı?
Yüksel Genç: Nihayetinde barış süreçlerini geliştirmek ve çatışma süreçlerini aşmak
için toplumsal güven, toplumsal rıza ve toplumsal katılım oldukça stratejik bir
yerde duruyor. Toplumun rıza göstermediği, katılmadığı süreçlerin sağlıklı
sonuçlar üretmesi mümkün görünmüyor.
Tam da bu noktada iktidar sorumluluğunu üstlenir, sürecin
kurumsallaşabilmesi için yasal düzenlemeler, çerçeve güven metinlerini ve
süreci yürütecek mekanizmaları oluşturur ise; siyasal irade olarak
sorumluluğunu yerine getirir ise; toplum içerisinde kutuplaştırıcı dili terk
eder ve birleştirici bir barış iklimini inşa edecek bir dil geliştirir ise;
örneğin dışlayan dillerin medya ve siyasette yasaklanmasından tutun da
cezaevindeki siyasi tutukluların tahliyesine, kayyumların iadesine kadarki
süreci işletebilirse ve özellikle Kürtlerin diğer parçalardaki (Rojava, Başur)
kazanımlarına düşmanca bir tavır sergilemez, Kürt’ün kazanımını Türkiye’nin
kazanımı olarak okuyan bir siyaset dili geliştirir ise toplum bu sürecin
gönüllü parçası olacaktır. Güvensizliği kırmanın yolu, gerekçeleri ortadan
kaldırmaktır.
Rûdaw: Son olarak süreçteki belirsizlik seçmenin seçime
ve siyasi partilere olan yönelimini nasıl etkiliyor?
Yüksel Genç: Barış süreci partilerin seçmen
davranışlarını nasıl etkiliyor derseniz; doğrusunu isterseniz bu süreç seçmen
tabanlarında özel bir hareketlenmeye yol açmış görünmüyor.
Partiler 2023 ve 2024 döneminde edindikleri konsolidasyona
sahip görünüyor. AKP’ye oy veren seçmende kararsızlığın daha çok olduğunu,
CHP’ye daha önce oy vermiş Kürt seçmenlerin tekrar DEM Parti’ye döndüğünü,
bunun da CHP’deki erimeyi izah ettiğini söyleyebiliriz. AKP’deki kararsızlaşma
ise üretilen siyasetin toplum nezdinde kuşkuyla karşılanması nedeniyledir.
Özetle; partiler stabil pozisyonlarını koruyor ama en çok erime AKP ve CHP
içerisinde, Bakur açısından gelişiyor diyebiliriz.