Haber Merkezi - Ünlü ekonomist ve eski Hazine Müsteşarlığı görevinde bulunan Mahfi Eğilmez, “Kendime Yazılar” adlı internet sitesinde yayımladığı analizinde, Hürmüz Boğazı krizinin küresel güç dengeleri üzerindeki etkilerini değerlendirerek süreçten hangi ülkelerin kazançlı, hangilerinin ise zararlı çıktığını ele aldı. Eğilmez, krizin yalnızca enerji piyasalarını değil, siyasi itibar, diplomatik etki ve jeostratejik konumlar açısından da önemli sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Analize göre krizin ekonomik açıdan en büyük kazananı yükselen petrol fiyatları sayesinde enerji gelirlerini artıran Rusya olurken, uzun vadeli stratejik kazanımlar bakımından Çin öne çıktı. Eğilmez, İran'ın ağır askeri ve ekonomik maliyetlere rağmen müzakere masasındaki yerini koruyarak tamamen kaybeden taraf olarak değerlendirilemeyeceğini, Türkiye'nin ise artan enerji maliyetlerinden olumsuz etkilenmesine karşın enerji koridoru ve diplomatik aktör olarak jeopolitik önemini artırdığını vurguladı.
Öte yandan Eğilmez, Avrupa ülkelerinin artan enerji maliyetleri ve ekonomik durgunluk nedeniyle en fazla zarar gören taraflar arasında yer aldığını, ABD'nin ise uluslararası algı ve siyasi itibar açısından ciddi kayıp yaşadığını savundu. İsrail'in bazı askeri kazanımlar elde etmesine rağmen uzun vadeli siyasi hedeflerine ulaşamadığını belirten Eğilmez, 19 Haziran'da beklenen ABD-İran anlaşmasının seyrinin petrol fiyatları ve bölgesel dengeler açısından belirleyici olacağını ifade etti.
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel güç dengelerini de etkiledi. Krizin ardından gözler artık askeri sonuçlardan çok siyasi, ekonomik ve stratejik kazançlara çevrildi. Ortaya çıkan tablo, bazı ülkelerin ağır bedeller ödemesine rağmen önemli kazanımlar elde ettiğini, bazılarının ise görünenden daha fazla kayıp yaşadığını gösteriyor.
Mahfi Eğilmez'in yazısı şöyle:
"Küresel petrol ticaretinin can damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilim, dünya ekonomisini ve uluslararası siyaseti derinden etkiledi. Sürecin sonunda oluşan tabloya bakıldığında, kazananlar ve kaybedenler arasında karmaşık bir denge ortaya çıktı.
İran: Yıkıma rağmen masadaki yerini korudu
Kriz boyunca İran, askeri operasyonlar, ekonomik yaptırımlar ve uluslararası baskılar nedeniyle ciddi maliyetlerle karşı karşıya kaldı. Ancak tüm bu baskılara rağmen Tahran yönetimi müzakere masasındaki konumunu korumayı başardı.
19 Haziran'da imzalanması beklenen anlaşmanın hayata geçirilmesi halinde İran'ın petrol ihracatının yeniden rahatlaması ve uzun süredir maruz kaldığı ekonomik baskının bir kısmını hafifletmesi bekleniyor. Taslak metinlerde yaptırım muafiyetleri, petrol satışlarına yeniden izin verilmesi ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması gibi başlıkların yer aldığı belirtiliyor.
Bu nedenle İran, askeri ve ekonomik açıdan zarar görmüş olsa da siyasi anlamda tamamen kaybeden taraf olarak değerlendirilmiyor.
ABD: Krizin en büyük itibar kaybını mı yaşadı?
Kriz sürecinde ortaya çıkan gelişmeler, Washington'un bölgedeki tüm dinamikleri istediği şekilde yönlendiremediğini ortaya koydu. Bu durum, özellikle ABD'nin müttefikleri arasında caydırıcılığına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Olası bir anlaşma sonrasında Hürmüz Boğazı'nın yeniden güvenli hale gelmesi ve enerji akışının normale dönmesi halinde bile ABD'nin yaşadığı prestij kaybını kısa sürede telafi etmesi kolay görünmüyor.
Öte yandan yükselen enerji fiyatlarının ABD'de enflasyon üzerindeki etkisi ve bunun iç siyasete yansımaları da Trump yönetimine yönelik eleştirileri artırdı. Bu nedenle Washington'un askeri açıdan değilse bile küresel algı ve siyasi itibar bakımından önemli kayıplar yaşadığı değerlendiriliyor.
İsrail: Askeri başarı siyasi sonuca dönüşmedi
İsrail'in temel hedeflerinden biri İran'ın bölgesel etkisini sınırlandırmaktı. Ancak kriz sonrasında ortaya çıkan tablo, İran'ın uluslararası sistemden dışlanmadığını ve müzakerelerin merkezinde kalmaya devam ettiğini gösteriyor.
Bu nedenle İsrail'in bazı askeri hedeflerine ulaştığı değerlendirilse de uzun vadeli siyasi amaçlarını gerçekleştirmekte beklediği sonucu alamadığı yorumları yapılıyor.
Rusya: Petrol fiyatları Moskova'nın elini güçlendirdi
Krizin ekonomik açıdan en fazla yarar sağladığı ülkelerden biri Rusya oldu.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş Moskova'nın enerji gelirlerini artırırken, uluslararası gündemin yeniden Orta Doğu'ya yönelmesi Rusya üzerindeki baskının bir bölümünü de arka plana itti. Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'ya yöneltilen eleştirilerin bir kısmı bu süreçte ABD ve İran arasındaki gerilime kaydı.
Ancak ABD ile İran arasında beklenen anlaşmanın hayata geçirilmesi ve İran petrolünün küresel piyasaya dönmesi halinde Rusya'nın elde ettiği ekonomik avantajın zamanla azalabileceği belirtiliyor.
Çin: Sessiz kaldı, stratejik kazanç sağladı
Hürmüz Boğazı'na en bağımlı büyük ekonomilerden biri olan Çin, kriz boyunca ciddi bir enerji güvenliği riskiyle karşı karşıya kaldı.
Buna karşın Pekin yönetimi, yaşanan gelişmeleri enerji tedarik yollarını çeşitlendirmek, alternatif ticaret koridorları geliştirmek ve ABD merkezli güvenlik mimarisine alternatifler oluşturmak için bir fırsat olarak değerlendirdi.
Bu nedenle birçok uzmana göre krizin en az konuşulan ancak uzun vadede en önemli stratejik kazanımlarını elde eden ülke Çin olabilir.
Avrupa: İki büyük krizin faturası ağır oldu
Avrupa ülkeleri son yıllarda peş peşe yaşanan enerji krizlerinden en fazla etkilenen aktörler arasında yer aldı.
Rusya-Ukrayna savaşının ardından Rus gazına erişimin azalması enerji maliyetlerini yükseltirken, Hürmüz Krizi de petrol fiyatlarında yeni bir sıçramaya yol açtı. Bu gelişmeler Avrupa ekonomilerinde maliyet baskısını artırırken enflasyonla mücadeleyi de zorlaştırdı.
Özellikle Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, tarafı olmadığı krizlerin ekonomik sonuçlarını en ağır hisseden bölgelerden biri olarak öne çıktı.
Türkiye: Ekonomik baskıya rağmen stratejik önemi arttı
Türkiye de diğer enerji ithalatçısı ülkeler gibi yükselen petrol fiyatlarından olumsuz etkilendi. Artan enerji maliyetleri enflasyon ve dış ticaret dengesi üzerinde ek baskı oluşturdu.
Ancak kriz aynı zamanda Türkiye'nin jeopolitik önemini daha görünür hale getirdi. Enerji koridoru, lojistik merkez ve diplomatik aktör kimliğiyle Ankara'nın bölgesel rolü yeniden öne çıktı.
Gerilimin büyüdüğü her aşamada Türkiye'nin stratejik değeri de uluslararası aktörler açısından daha fazla önem kazandı.
Petrol fiyatlarında üç senaryo: Yeni dönemde ne olacak?
Piyasalar, 19 Haziran'da imzalanması beklenen anlaşmayı büyük ölçüde fiyatlamış durumda. Son haftalarda petrol fiyatlarının savaş dönemindeki zirvelerden geri çekilmesinin temel nedenlerinden biri de bu beklenti olarak gösteriliyor.
Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık 79 dolar seviyesinde işlem görürken, uzmanlar üç temel senaryo üzerinde duruyor:
1. Anlaşma başarılı olursa
Hürmüz Boğazı kademeli olarak yeniden açılır, İran petrolü küresel piyasaya döner ve sigorta ile taşımacılık maliyetleri düşer. Bu senaryoda Brent petrolün 70-80 dolar bandında dengelenmesi bekleniyor.
2. Anlaşma imzalanır ancak uygulama aksarsa
Boğaz yeniden açılır ancak ticaretin normalleşmesi zaman alır. Güvenlik risklerinin sürmesi ve İran petrolünün piyasaya beklenenden yavaş dönmesi halinde fiyatların 80-90 dolar aralığında kalabileceği öngörülüyor.
3. Anlaşma çökerse
Gerilimin yeniden tırmanması ve enerji arzına ilişkin kaygıların artması halinde petrol fiyatlarında yeni bir yükseliş dalgası yaşanabilir. Böyle bir senaryoda Brent petrolün yeniden 100 doların üzerine çıkması sürpriz olarak değerlendirilmiyor.
Sonuç olarak Hürmüz Krizi'nin ardından ortaya çıkan tablo, askeri başarı ya da başarısızlığın ötesinde yeni bir jeopolitik ve ekonomik dengeye işaret ediyor. Bu denklemde asıl soru, krizin kimin daha güçlü olduğunu değil, kimin bu süreçten daha fazla kazançla çıktığını gösterip göstermediği olarak öne çıkıyor."


.jpg&w=3840&q=75)
