Haber Merkezi - İstanbul Barosu'nun 128. Olağan Genel Kurulu'nda LGBT+ bayrağı açılmasının ardından farklı avukat grupları arasında gerginlik yaşandı. Karşılılık tartışmada yumruklar konuştu.
İstanbul Barosunun dün düzenlenen 128. Olağan Genel Kurulunda, iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürece ilişkin tutumu, yeni anayasa tartışmaları ve baro yönetimine açılan davalar gündeme damga vurdu. Salonda genç milliyetçi avukatların ağırlığı net bir biçimde hissedilirken, kürsüye yansıyan şovenist söylemler ve avukatların ekonomik sorunlarına dair hiçbir vaat sunmamaları dikkat çekti. İbrahim Özden Kaboğlu’nun Suriye’de öldürülen gazetecilere ilişkin süreci anlattığı konuşması öne çıkarken, Ümit Kocasakal’ın bu gazeteciler için sarf ettiği sözler ve salonda LGBTİ bayraklarının açılması üzerine çıkan kavga genel kuruldaki gerilimi tırmandırdı. Dokuz adayın yarışacağı seçimler bugün yapılacak.
İstanbul Barosu'nun 128. Olağan Genel Kurulu'nda avukat grupları arasında çıkan tartışma yumruklu kavgaya dönüştü. Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen genel kurula yaşanan olaylar nedeniyle 15 dakika ara verildi.
Yaklaşık 70 bin avukatın kayıtlı olduğu İstanbul Barosu'nun 128. Olağan Genel Kurulu, saat 13.00 itibarıyla yeter sayısının sağlanmasının ardından başladı.
Genel kurulda yapılan oylamayla bir başkan, bir başkan vekili ve iki üyeden oluşan Genel Kurul Başkanlık Divanı belirlendi. Divanın oluşturulmasının ardından İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, genel kurulun yönetimini divana devretti.
Yumruklu kavga çıktı
Bağımsız Avukatlar Grubu'nun başkan adayı Arife Gökkaya Dinç'in konuşmasını tamamlamasının ardından salonda gerginlik yaşandı. Dinç'in konuşmasının ardından bazı avukatlar LGBT+ bayrağı açarak “Nefrete inat, yaşasın hayat” sloganı attı.
Bunun üzerine başka bir avukat grubu ise “Kahrolsun PKK” sloganıyla karşılık verdi.
Farklı avukat grupları arasında başlayan gerginlik kısa sürede büyüyerek yumruklu kavgaya dönüştü.
Yaşanan olaylar nedeniyle genel kurul çalışmalarına 15 dakika ara verildi. Gerginliğin yatışmasının ardından toplantı, başkan adaylarının konuşmalarıyla devam etti.
“Ekonomik sıkıntılar hak aramayı zayıflatıyor”
Açılış konuşmasını yapan Divan Başkanı Mert Er Karagülle, avukatların toplumun sorunlarından bağımsız olmadığını vurgulayarak ekonomik krizin adalete erişimi zorlaştırdığına dikkat çekti. İzmir’de öldürülen Avukat Özgecan Penbegül’ü anarak kadın ve çocuklara yönelik şiddete değinen Karagülle, genç avukatların yaşadığı ağır koşullar hakkında, “Savunmanın ekonomik olarak güçsüzleştiği, bağımsızlığının tartışmalı hale geldiği her hukuk düzeninde asıl kaybeden adalet arayan yurttaşlardır” dedi.
Kaboğlu: Yasayla bölünemeyen baro, yargı yoluyla yönetimsiz bırakılmak istendi
Karagülle'nin ardından konuşan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, Suriye'de öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin hakkında yaptıkları açıklama nedeniyle baro yönetimine açılan davalara değindi.
“İki yıl önce bu salonda bir yönetim seçtiniz. O yönetim, göreve gelişinin ikinci ayı dolmadan bir soruşturmayla, beşinci ayında bir görevden alma kararıyla karşılaştı” diyen Kaboğlu, “Bir baronun yapabileceği en doğal şeyi yapmış, hukuk istemişti. Bunun üzerine hem görevden alma davası, hem ceza davası açıldı. Yasal yoluyla bölünemeyen baro, yargı yoluyla yönetimsiz bırakılmak istendi” ifadelerini kullandı.
Ceza davasında 9 Ocak 2026'da verilen beraat kararına savcılığın yaptığı istinaf başvurusunun da reddedildiğini, görevden alma kararının ise istinaf incelemesinde olduğunu hatırlatan Kaboğlu, “Bir baronun hukukun üstünlüğünü savunma görevini yerine getirdiği için yargılanabildiği bir düzende, hiçbir avukatın cübbesi güvencede değildir” dedi.
Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle saldırılara ve yargı süreçlerine maruz kaldığını söyleyen Kaboğlu, 23 Şubat 2025'te düzenlenen olağanüstü genel kurulu hatırlatarak “Sekiz bini aşkın meslektaşımız aynı sözü söyledi: ‘Seçimle gelen, ancak seçimle gider’. Bugün bu salonda sandığın kurulması, o ilkenin, o ortak sözün ilk gerçekleşmesidir” diye konuştu.
“2007-2017 arasında iktidar kişiselleştirildi”
Anayasal düzenlemelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kaboğlu, 1987-2005 dönemindeki anayasa değişiklikleriyle hak ve özgürlüklerin güçlendirildiğini, 2007-2017 döneminde ise aksi yönde bir dönüşüm yaşandığını belirtti.
Kaboğlu, “87-2005 arasında iktidar alanları kısıtlandı, hak ve özgürlükler pekiştirildi. 2007-2017 arasında ise tam tersine iktidar fetişizmi yapıldı, hatta iktidar kişiselleştirildi” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne yönelik eleştirilerini sürdüren Kaboğlu, “Devlet başkanlığı ve yürütme yetkilerinin tümü tek kişide toplandı” diyerek Cumhurbaşkanına siyasi sorumluluk öngörülmediğini ve yasama ile yürütme arasındaki denge-denetim mekanizmalarının zayıflatıldığını belirtti. Kaboğlu, “Bilinmelidir ki eğer bir devlette siyasal sorumluluk yoksa, hukuki sorumluluk yollarının işletilmesi de felce uğramaktadır” ifadelerini kullandı.
“Yasa yoluyla yapılamayan yargı yoluyla yapılmak istendi”
2020'de yürürlüğe giren çoklu baro düzenlemesini de eleştiren Kaboğlu, düzenlemenin İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma işlevini zayıflatmayı hedeflediğini dile getirdi.
Kaboğlu, “2020'de COVID-19 koşullarında dayatma yoluyla birlikte yürürlüğe konulan 7249 sayılı Kanun; İstanbul, Ankara ve İzmir barolarını bölerek hukukun üstünlüğünü savunma ve insan haklarını koruma işlevini zayıflatma hedefini seçti” dedi.
Baro yönetimine açılan davaları da bu sürecin devamı olarak değerlendiren Kaboğlu, “Yasa yoluyla gerçekleştirilemeyen amaca yargı yoluyla ulaşmaktı” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyetçi Güç Birliğinin adayı Ümit Kocasakal’den sert sözler
Cumhuriyetçi Güç Birliğinin adayı Ümit Kocasakal ise konuşmasında avukatların çalışma koşullarına ve ekonomik krizine ilişkin somut hiçbir vaat açıklamazken, söylemlerinde tamamen şovenizm hakimdi. On yıl aradan sonra yeniden aday olmasını “cumhuriyet ve hukuk devleti kaygısı” ile açıklayan Kocasakal, iktidarın başlattığı yeni süreci “Cumhuriyete karşı kalkışma” olarak niteledi, yeni anayasa ile ilk dört maddenin ve üniter yapının hedef alınacağını savundu. Kaboğlu’nun açıklamalarını hedef alan Kocasakal, öldürülen gazeteciler için “Suriye’de ne olduğu belirsiz iki kişi” sözlerini kullandı. Kocasakal’ın Kaboğlu’nun “Türkiyeli avukatlar” ifadesini eleştirmesi ve destekçilerinin Türk bayrağı açarak slogan atması üzerine salonda tansiyon yükseldi.
Kılıç: CMK ücretleri asgari ücrete eşitlenmeli
Önce İlke ÇAG ve Önce İlke ÇAG Yükseliş Hareketinin ortak adayı Hasan Kılıç ise konuşmasında yargı bağımsızlığına ve avukatların ekonomik sıkıntılarına odaklandı. İstanbul Barosunun geçmişte DGM’lere, Özel Yetkili Mahkemelere ve kumpas davalarına karşı yürüttüğü mücadeleyi hatırlatan Kılıç, “Temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahaleler giderek artmakta, Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmamaktadır. Bizler hukukun üstünlüğünü kurmak için elimizden gelen katkıyı sunmak zorundayız. Kimden gelirse gelsin haksızlığa karşı çıkacağız” dedi. Avukatların büyük ekonomik yükler altında ezildiği vurgusu yapan Kılıç, “Avukatlar ekonomik sorunlarla boğuşurken hukuk devletinden, hak arayışından bahsedemezsiniz. CMK ve adli yardım ücretleri asgari ücret tarifesiyle eşitlenmeli, avukatların sırtındaki vergi yükü kaldırılmalıdır” dedi.
‘Baroda terörist istemiyoruz’ sloganlarıyla avukatlara saldırı
Bağımsız Avukatlar Grubu Adayı Arife Gökkaya Dinç’in baronun “siyasetin değil savunmanın merkezi” olması gerektiğini savunan konuşmasının ardından ise salonda gerilim tırmandı. Kadın avukatların LGBTİ bayrakları açarak “Nefrete inat, yaşasın hayat” sloganları atması üzerine, salondaki kalabalıklarıyla dikkat çeken Türk Milliyetçisi Avukatlar Grubu (TÜMAG) mensupları “Baroda terörist istemiyoruz” sloganlarıyla avukatlara saldırdı. Kürsüye çıkan TÜMAG adayı Salih Uçar “Hiçbir avukat düşünceleri yüzünden yargılanmasın” derken, kendi grubundan avukatların Kaboğlu’na dönük tehditkar bir pankart açması dikkat çekti. Pankartta yer alan “Barış akademisyeni oldunuz Marmara Üniversitesinden uğurladık, Anayasa’ya dokunmaya cüret ettiniz İstanbul Barosundan uğurlayacağız” ifadeleri, genel kuruldaki şovenist atmosferin son yansıması oldu.
Dokuz aday yarışacak
Yarın yapılacak seçimlerde mevcut başkan ve Değişim İçin Avukatlar Grubunun adayı İbrahim Özden Kaboğlu'nun yanı sıra Cumhuriyetçi Güç Birliği'nin adayı Ümit Kocasakal, Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu ve Önce İlke ÇAG Yükseliş Hareketinin ortak adayı Hasan Kılıç, Avukat Hakları Grubunun adayı Osman Korkut Kanadoğlu, Bağımsız Avukatlar Grubunun adayı Arife Gökkaya Dinç, Cumhuriyet Avukatlarının adayı Atakan Adem Selanik, Türk Milliyetçisi Avukatların adayı Salih Uçar, İstanbul Avukatlar Birliğinin adayı Metin Üraçin ve Gülbeyaz Karadeniz yarışacak.
Adaylar arasındaki siyasi tartışmaların başlıklarından birini de iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği süreç ve yeni anayasa tartışmaları oluşturuyor. Cumhuriyetçi Güç Birliği'nin adayı Ümit Kocasakal, süreci 1923 Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir devlet ve rejim kurma girişimi olarak nitelendiren açıklamalarıyla biliniyor. Kocasakal, anadilde eğitim ve eşit yurttaşlık taleplerini “etnik temelli ve bölücü” olarak değerlendirirken, Kaboğlu yönetimini de “Cumhuriyetin temel niteliklerini bir çırpıda feda eden” bir anlayış olarak nitelendiriyor.
Kaboğlu yönetimi ise Suriye'de öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin'in ölümlerinin aydınlatılması için etkili soruşturma yapılmasını talep eden açıklaması nedeniyle “terör örgütü propagandası” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gerekçeleriyle yargılandı. Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında 9 Ocak 2026'da beraat kararı verildi. Savcılığın istinafa taşıdığı beraat kararına yönelik başvuru, genel kuruldan üç gün önce, 21 Ekim'de reddedildi.
Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi/Evrensel


