Irak Parlamentosu’nda Şii ve Sünni Arapların yanı sıra Kürtlerin de desteğiyle 170 kabul oyuyla Şii Heşdi Şabi güçleri, ordu statüsüne alındı. Artık milis olarak anılmayacağı gibi, hazineden 160 bin dolarlık bütçe alacak.
Irak yasalarına göre bu silahlı gücün artık Irak Başbakanı’ndan talimat alması gerekiyor ancak görülen o ki başbakan hiçbir emir ve talimatta bulunamayacak. Çünkü bu silahlı güç emirlerini İran yetkililerinden ve Devrim Muhafızları (Pasdaran) komutanlarından alacak.
Bu bir iddia değildir çünkü Heşdi Şabi güçleri içerisinde bir grup, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e bağlı olduklarını açıklamıştı.
Bu yaşananlar 1982 yılında Lübnan’da yaşananlara çok benziyor.
O dönem İsrail, Lübnan’a saldırmış daha sonra Hizbullah güçleri İsraili geri çekilmeye mecbur bırakmıştı. Böylece 2000 yılında İsrail, güçlerini geri çekti.
Hizbullah’ın, kuruluşundan itibaren Humeyni’ye bağlılıkları aşikardır.
Dikkatle incelediğimizde görüyoruz ki Hizbullah ile Heşdi Şabi arasındaki benzerlikler çok fazla. Özellikle mezhepsel ve İran’la ilişkileri bakımından.
İşte tam da bu şekilde Hizbullah devlete sızdı en son Lübnan içerisinde kendisine ait bir devlet oluşturdu.
Hizbullah her ne kadar devlete bağlı bir güç haline gelse de hemen hemen bütün konularda devletten ayrı karar alıyor. Devletin söylediğinden farklı söylemler kullanıyor, ülkenin kiminle savaşıp kiminle barışacağına karar veriyor. Demem o ki Lübnan Hükümeti bu devlet içerisindeki devleti bir türlü kontrol edemedi ve edemiyor.
Tabiri caizse onlar devlet, hükümet de onların kuklası olmuştur.
Heşdi Şabi bu büyük güçle, ki sayıları 90 bini aşıyor, zaten İran’dan lojistik destek alıyordu. Şimdi silah ve mali desteği de Irak Ordusu olarak sağlarsa, bu sayı belki de iki katına çıkacak. İşte bütün bunlar bize Lübnan gerçeğini anımsatıyor.
İran başka ülkelerdeki silahlı güçleri nasıl kullanacağını çok iyi bilen bir ülke. Nitekim İran’ın dış politikasında bunu her zaman görmemiz mümkündür. Sadece Lübnan ve Irak değil Yemen, Filistin, Afganistan ve Suriye’de de aynı şekilde bir siyaset güzergahı çizmiştir.
İran, diğer ülkelerdeki silahlı grupları o ülke ve civar ülkelerin içerisinde karışıklık yaratmak için kullanır. Irak’taki Şii milisleri de aynı doğrultuda kullanacaktır.
Heşdi Şabi’nin önde gelen komutanlarından biri olan Hadi Amiri, geçtiğimiz günlerde, “Heşdi Şabi’nin rolü IŞİD’den sonra sona ermeyecek. Hatta ikinci adım olarak IŞİD’le mücadelemizi Suriye’de sürdürebiliriz” demişti.
Bu planın Irak’a ait bir plan olmadığı açık ve nettir. Mutlaka başka bir ülkenin çizelgesini oluşturduğu bir plandır. Çünkü Irak Ordusu hiçbir zaman tüm Iraklıları temsil eden bir ordu olmamıştır. Bu planda da mezhep üzerinden oluşturulan bir harita vardır.
Daha açık konuşmamız gerekiyorsa, bu plan İran’ın planıdır.
Kim bilir belki de Heşdi Şabi’nin ikinci planında Kürtler var. Çünkü, Irak’ın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkacak bir tehlike karşısında bu grubun müdahale edebileceğiyle ilgili yasa var. Peki ya Kürdistan toprağı olan fakat henüz Kürdistan Bölgesi yasal olarak dahil edilmeyen bölgeler söz konusu olursa?
O zaman Heşdi Şabi’nin Kürtler için bir tehdit unsuru olmayacağı ne malum?
Heşdi Şabi’nin Telafer, Tuzhurmatu ve Celevla bölgelerinin etrafında konuşlanması, yukarıda anlattığım tezi desteklemeye yetiyor.
Başka bir açıdan baktığımızda Heşdi Şabi’nin ilerde sadece Güney’de değil Kuzey, Doğu ve Batı Kürdistan’da da Kürtleri tehdit etme ihtimali yüksek. Çünkü bu güç sadece bir silahlı güç değildir, aynı zamanda siyasi bir araçtır.
Kürtlere ait sembolleri yakıp, lider ve yetkilileri hedef de alabilirler. Tıpkı 2006 yılında Refik Hariri suikastı gibi.
İran uzun zamandan beri Irak, Suriye ve Lübnan’a uzanan Şii hilalini hayata geçirme peşinde. İran kendi emrinde olan ama başka bir ülkeye de bağlı olmayan silahlı bir güç istiyor. Neredeyse bu amacına ulaşmak üzeredir. İran’da Devrim Muhafızları, Irak’ta Heşdi Şabi, Suriye ve Lübnan’da Hizbullah, belki de bir süre sonra Yemen’deki Husileri de içine katacaktır.
Irak’ta görünen o ki Şii kesim ülkenin bütün güvenli ve silahlı güçlerini kontrol etmek istiyor. Üstelik IŞİD sonrasında da Irak Ordusu’nun Heşdi Şbi’den daha güçlü bir ordu olamayacağı da ortada.
O zaman hem Sünni Araplar hem de Kürtler için tek parça halinde bir Irak içerisinde kalmak imkansızdır.
Peki Irak’tan ayrılmak o kadar kolay mıdır? Hayır!
Üstelik Şii kesim, Irak’ın bütünlüğünü bozmaya yönelik atılan hamleleri kendine karşı atılmış sayacağını zannediyor. Zaten bunun da arkasında siyasi amaçlar var. Buna karşı kullanabilecekleri bir güce de sahip oldukları görülüyor.
Heşdi Şabi’nin Irak Ordusu ile aynı kefeye konulması için hazırlanan yasaya Sünniler ilk başta destek verse de daha sonra bu bahsi geçen tehdit ve ihtimallerin farkına varınca vazgeçti.
Ancak Kürtler konuya çok basit bakmaya çalıştı ve ne yazık ki bazı Kürt parlamenterler oylamada destek verdi.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)


.webp&w=3840&q=75)
