KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, Türkiye’de yürütülen çözüm süreci ve İmralı ile yürütülen trafiğe ilişkin Rûdaw’a önemli açıklamalarda bulundu.
Remzi Kartal, PKK lideri Abdullah Öcalan ile İmralı’da yapılan görüşmelerin notlarının ve mesajlarının düzenli olarak kendilerine ulaştığını doğrulayarak, son mesajın 24 Mayıs’ta iletildiğini belirtti. Kartal, Öcalan’ın süreci “başarıya ulaşması gereken hayati bir hamle” olarak nitelendirdiğini vurguladı.
Kartal, meclis komisyonunun elinde bir taslak bulunduğunu söyledi. Bu yasanın 15 Temmuz’da başlayacak olan yaz tatilinden önce yasalaşması gerektiğini savunan Kartal, yasayla birlikte sadece çatışmasızlığın değil, “pozitif barış” olarak adlandırılan inşa sürecinin başlamasını beklediklerini kaydetti.
Sürecin silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye evrildiği bir aşamada olunduğuna dikkat çeken Kartal, siyasi gücün askeri güçten çok daha etkili kazanımlar sağlayabileceğini ifade etti. Uluslararası güçlerin Kürt siyasetini “kriminalize” etme çabalarının boşa çıktığını savunan Kartal, “Artık 1923 veya 1990’ların koşullarında değiliz; halkımız bilinçli ve örgütlü. Devlet artık inkar ve imha siyasetiyle yürüyemeyeceğini anlamalı ve somut adım atmalıdır” dedi.
Remzi Kartal, tüm Kürt siyasi aktörlere “Ulusal Demokratik Birlik” çağrısı yaptı. Kartal, Kürtlerin kendi arasındaki demokrasinin, bölgesel çözümün anahtarı olduğunu belirterek, siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak bir stratejiyle hareket etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Rûdaw muhabiri Zinar Şino’nun 1991 yılında TBMM’de milletvekilliği de yapmış olan tecrübeli siyasetçi Remzi Kartal ile yaptığı röportajın tam metni:
Rûdaw: Türkiye’de devam eden barış süreci hangi aşamada? Avrupa’da bulunan Kürt siyasetçiler bu süreç için nasıl bir çalışma yürütüyor? PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kurumlara ve diasporadaki Kürt siyasetçilere yönelik güncel mesajları nelerdir? Tüm bunları, 1991 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekilliği de yapmış olan, Kürt siyasetçi KONGRA-GEL Eşbaşkanı sayın Remzi Kartal ile açık ve doğrudan bir söyleşide konuşacağız. Remzi Bey, yayınımıza katıldığınız için çok teşekkür ederim.
Remzi Kartal: Ben teşekkür ederim. Kuşkusuz bunlar birbirine bağlı konular. Bizim yurt dışında oluşumuz ve buraya gelişimiz Kürt meselesinin bir sonucudur, devletin yürüttüğü siyasetin bir yansımasıdır. Şayet bu süreç bir çözüme kavuşursa ve gerekli hukuki adımlar atılırsa; hiç şüphesiz hem cezaevleri boşalacak hem de bizim gibi mecburen yurt dışına çıkmış olanların ve gerillanın dönüşü bu temel üzerinde gerçekleşecektir.
Rûdaw: Barış sürecinin hangi aşamada olduğuna dair bilgileri hangi kanallardan alıyorsunuz; İmralı ile doğrudan bir temasınız var mı?
Remzi Kartal: Elbette; Reber Apo’nun yanına giden heyetler var, görüşmeler yapılıyor. DEM Parti heyetlerinin ve farklı heyetlerin Reber Apo ile gidip gelmeleri, temasları söz konusu. Bu nedenle İmralı’da Reber Apo ile yapılan görüşmelerin notları ve Reber Apo’nun örgüte yönelik mektupları paylaşılıyor. Eğer bu paylaşım olmazsa süreç nasıl ilerleyebilir ki?
Rûdaw: Sayın Öcalan’dan size ulaşan son mesaj ne zamandı?
Remzi Kartal: Son mesaj... Reber Apo’nun gerçekleştirdiği her görüşmede örgüte yönelik mutlaka bir mesajı oluyor. En son 24 Mayıs’ta yapılan görüşme de dahil olmak üzere, her buluşmanın örgüte yansıyan mesajları vardır. Çünkü Reber Apo’nun kendi örgütüyle bağı kurulmazsa süreç yürümez. Biz bu süreci; diyaloğun gelişmesi, meselenin barış temelinde çözülmesi ve bu esas üzerine demokrasinin ilerlemesi amacıyla yürütüyoruz. Kürtlerin hak ve hukukunun yasalarla güvence altına alınması gerekiyor. Bunun için de bir çalışma yürütülüyor. Bu çalışma; Reber Apo ile devlet heyetleri arasında, Reber Apo ile siyasi partiler (DEM Parti) ve farklı heyetler arasında gerçekleşiyor. Hareketle birlikte böylesi bir mekanizma oluşmazsa aktif bir süreçten bahsedilemez.
Rûdaw: Meclis bünyesindeki komisyon çalışmalarını tamamladıktan sonra devletten beklentiniz tam olarak nedir?
Remzi Kartal: Siyasi ve toplumsal alana katılımın sağlanabilmesi için yasal düzenleme şarttır. Şu an milletvekillerinin, meclis komisyonu bünyesinde hazırladıkları bir rapor ve üzerinde çalıştıkları bir yasa taslağı var. Bu yasanın, 15 Temmuz’da başlayacak olan yaz tatilinden önce meclisten geçmesi gerekiyor.
Rûdaw: Peki, bu yasaya dair sonbaharda somut bir taslak görecek miyiz?
Remzi Kartal: Devletin ve meclis komisyonunun elinde kesinlikle böyle bir taslak var ancak henüz genel kurula sunulmuş veya nihayete ermiş değil; müzakereler sürüyor. Örneğin Reber Apo’nun önerileri var, adalet komisyonundaki partiler arasında ve siyasi partiler arasında bir trafik var. Ümidimiz, yaz tatilinden önce bunun genel kurula sunulmasıdır.
Rûdaw: Sayın Öcalan’ın önerileri arasında Kürtleri memnun edecek, haklara dair ne tür temel başlıklar yer alıyor?
Remzi Kartal: Şu an bu, başlangıç aşamasında olan bir süreç. Örneğin federalizm ve benzeri statü talepleri bu aşamada, bu haliyle süreçte yer almıyor. Çünkü bunlar için anayasa değişikliği gerekiyor ve o ancak sonraki aşamalarda gündeme gelebilir. Başlangıçta; siyasi ve demokratik çalışmaların yasal zemini, bugün engel teşkil eden mevcut yasaların değiştirilmesi ve zindanların boşaltılması esastır. Artık her şey yeni bir dönemde başlıyor. Buna göre; ceza almış olanlar, yurt dışında olanlar, PKK üyeleri... Madem artık PKK kalmamış, savaş bitmiş; yasanın bunları tanımlaması gerekir. Bu esas üzerine gerillanın gelişi de, ülkeye dönüşler de mümkün olabilir.
Rûdaw: Sayın Öcalan bu sürecin üzerinde çok duruyor. "Bu mesele mutlaka başarıya ulaşmalı" diyor. Rojava’dan veya Ortadoğu gündeminden bahsedildiğinde, "Hepsi bir yana, bu süreç bir yana; mutlaka başarılmalı" vurgusu yapıyor. Siz bu sürecin başarısı için Avrupa’da somut olarak ne yapıyorsunuz?
Remzi Kartal: Kürt sorununun oluşunmda uluslararası güçlerin temel bir rolü var. Birinci Dünya Savaşı’nda Kürdistan’ı parçalayanlar, Osmanlı’yı bölüp 22 Arap devleti ve Türkiye’yi kuranlar, Kürdistan coğrafyası üzerinden pazarlık yaptılar. Daha önce Kasr-ı Şirin ile ikiye bölünen Kürdistan, Lozan’dan sonra dörde bölündü. Bu temel üzerine Kürtlerin varlığı inkar edildi. Türk ulus devletinin kurulması için Kürtlerin inkarı üzerinden bir pazarlık yürütüldü. Lozan’daki bu siyaset bugün de Avrupa ülkeleri tarafından genel olarak destekleniyor. Yani Türk devletinin Kürtlere yönelik siyasetine göz yumdular. Buna karşı Kürt isyanları gelişti; 1925 Şeyh Said isyanından bugüne kadar yaşananlar Avrupa devletleri tarafından görülmek istenmedi. Biz Avrupa’da şimdi ne yapıyoruz? Avrupa, Kürt sorununu "terörize" etti. Sorunu bir halkın, bir ulusun sorunu olarak ele alıp çözüm geliştirmedi. Bu çerçevede şu anki çalışmamız şudur: Başlayan bir süreç var ve Avrupa’nın da bu sürece destek vermesi gerekiyor. Çözüm, barış ve demokrasi süreci... Reber Apo’nun yürüttüğü bu süreçle birlikte, PKK üzerindeki o "terörize etme" siyasetinin artık bir zemini kalmamıştır. Bu siyaset değişmeli ve Reber Apo’nun yürüttüğü sürece destek verilmelidir.
Rûdaw: Avrupa, Sayın Öcalan’ın ilk mesajına destek verdi. Peki, sonrasında bu desteği somutlaştırmak için Avrupalı parlamenter ve siyasetçilerle görüştünüz mü? Bazen Avrupalı bir heyetin İmralı’ya gidebileceği konuşuluyor.
Remzi Kartal: Avrupa ülkelerinde bu sürece destek veren ve İmralı’ya gidip Reber apo’yu görmek isteyenler var. Ancak bu çalışmalar daha çok sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve parlamenterler nezdinde yürüyor. Bir yanda devletlerin ve hükümetlerin siyasetleri var; onlar Türk devletiyle olan çıkarlarını esas alarak hareket ediyorlar. Fakat buna karşı Kürt halkının ve dostlarının yürüttüğü çalışmalar, kamuoyu oluşturma çabaları hem medyada hem de diplomaside dünyanın her yerinde, özellikle de Avrupa’da yoğun şekilde sürüyor. Şunu bilmeliyiz ki; Kürt sorununun çözümünde stratejik ve asıl güç, Kürt halkının kendi gücüdür. Bu dünya maalesef ekonomik ve siyasi çıkarlar üzerine dönüyor. Bu ülkelerin çıkarları da Kürtlerden ziyade, Kürtlere hükmeden devletlerle uyuşuyor. Ancak Kürt halkı, bu yılın Ocak ayında olduğu gibi, Rojava’ya sahip çıktığında, ülkede ve yurt dışında ayağa kalktığında bu gücünü kabul ettirdi. Yani demek istediğim; Kürt halkı Kürdistan’ın dört parçasında hem kendi içinde birliğini kurmalı hem de kendi gücüne inanmalıdır. "Filan kişi veya filan devlet gelsin bizi kurtarsın" dememeli. O devletlerin hepsi kendi çıkarlarına göre hareket eder. Ama biz gücümüzü büyütürsek, kendimize güvenirsek, bu güçle kendimizi onlara kabul ettirebilir ve çözümü de gerçekleştirebiliriz.
Rûdaw: Süreç başladıktan sonra Türkiye’den herhangi bir devlet yetkilisi ile bir araya geldiniz mi, bu tür görüşmeler oldu mu?
Remzi Kartal: Bilindiği üzere Oslo sürecinde Türk devleti heyetleri ile hareketimizin heyetleri bazı Avrupa ülkelerinin gözlemciliğinde görüşmeler yapmıştı. Farklı yerlerde müzakereler yürütüldü. O bir aşamaydı. Ancak 21 Mart’taki Reber Apo’nun çağrısıyla başlayan bu mevcut süreç, doğrudan hareket ile devlet arasındadır. Bu süreçte bir üçüncü güç (arabulucu) yok. Çünkü büyük güçler kendi çıkarlarına göre hareket ederler. Bu nedenle de büyük güçler, Kuzey Kürdistan’da bir barışın taraftarı olmayabilirler; çünkü mevcut sorun onlara Türkiye üzerinde dayatma yapma veya Türkiye’yi kendilerine muhtaç etme zemini sunuyor. Çözüm gerçekleştiğinde bu muhtaçlık ortadan kalkar. Bu yüzden hem halkımızla hem de kamuoyuyla barış siyasetini büyütmeliyiz. O zaman üçüncü güçler ve diğer devletler de siyasetlerini değiştirmek zorunda kalacaktır.
Rûdaw: Kandil ile doğrudan temasınız var mı? İş birliği yapabilmek adına onların ve sizin hangi adımları attığınızı nasıl koordine ediyorsunuz?
Remzi Kartal: Özgürlük Hareketi ile iletişim kurmak, çalışmaları koordine etmek bizim için bir sorun değil. Ön açmak ve yol yapmak bir görevdir.
Rûdaw: PKK’nin atması gereken bir sonraki adım nedir? PKK kendini feshetti, silah bıraktı ama hala bazı adımların atılması gerektiği söyleniyor. Bazen gerilla liderlerinin başka bir ülkeye çıkışından, bazen de bir grup gerillanın Türkiye’ye girişinden bahsediliyor. Bunlar gerçek mi yoksa söylenti mi?
Remzi Kartal: Sorunuza cevap vermeden önce, halk arasında çokça sorulan özel bir noktaya değinmek isterim. Birçok kişi, "Reber Apo partiyi neden feshetti, neden silah bıraktırdı, neden savaşı durdurdu?" diyor. Kamuoyuna ve halkımıza özellikle bu soruların cevabını vermek istiyorum. Şimdi, bugüne kadarki direniş Kürt halkının özgürlüğü içindi. Özgürlük için ne gerekir? Güç gerekir. Halkı uyandırmak, örgütlemek, halkın umudunu ve inancını büyüterek onu bir güç haline getirmek gerekir. Bu başarıldı. Bu, silahlı mücadeleyle bu noktaya getirildi. Artık bir "halk gerçeği" var.
Reber Apo uzun süredir silahlı mücadelenin bitmesini istiyordu. 1993 yılında Turgut Özal döneminde biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı bir muhatap arıyordu ve "Gelin bu meseleyi silahla değil, diyalogla çözelim" diyordu. Fakat devlet (statüko) buna izin vermedi. Şimdi Ortadoğu’da büyük bir savaş çıktı, devlet de bir tehlike gördü. Bu temel üzerinde Reber Apo’nun 21 Mart çağrısı, yeni bir diyaloğun başlamasına vesile oldu. Bu diyalogla birlikte savaş süreci bitmiştir ancak mücadele devam etmektedir. Özgürlük mücadelesi, toplumsal mücadele, siyasi mücadele... Kürt halkının siyasi ve toplumsal gücü ile gerilla gücü büyüktür. Artık silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiliyor. 1990’lı yıllardaki gibi, siyasetin önünü hangi yol açarsa çözümü o getirir; asıl güç budur. Askeri güce ihtiyaç kalmadığında siyasi güç büyür; ki siyasi güç, askeri gücün on katı, yirmi katı daha fazla ilerleme kaydedebilir.
Rojava’ya yönelik saldırı karşısında dört parça Kürdistan’ın ve yurt dışının ayağa kalkması, bundan daha büyük ve azametli bir güç yoktur. Bu güç, her türlü siyasi çözümde rol oynayabilir. Uluslararası güçlerin Kürt siyasetini kriminalize etme ve terörize etme konsepti yeniliyor. Kürt halkı için özgürlük, demokrasi ve barış temelinde siyasi ve toplumsal bir alan açılıyor. Bu nedenle umudumuz her zamankinden daha fazla. Sorduğunuz gibi grupların Türkiye’ye gidişi, yasalar, hukuk... Mesele artık bu aşamaya gelmiştir. Bu sürecin yasasının çıkması şarttır. Bugüne kadar silahlı mücadele yürütmüş olan ve "Biz siyasi, diplomatik ve demokratik çalışma yürütmeye hazırız" diyenlerin önü açılmalıdır. Silahlı mücadele resmi olarak ortadan kalktığında, buna uygun bir yasa çıkmalıdır. Şu an böylesi bir çalışma var. İnanıyorum ki bu yasa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu şekilde çıktığında, Reber Apo’nun "pozitif barış" dediği yeni bir aşama başlayacaktır. Bugüne kadar olan "negatif barıştı" (sadece çatışmasızlık), şimdi ise "pozitif barış" (inşa süreci). Avrupa’dakiler için de, gerilla için de ülkeye dönüş yolu bu şekilde açılabilir.
Rûdaw: Konuşmanızda Rojava’ya olan destekten bahsettiniz Sayın Kartal. Peki, Kürt toplumu arasında bu sürece olan desteği nasıl görüyorsunuz?
Remzi Kartal: Genel olarak Kürt halkının kafasında bu sürece dair sorular var. Biz bu soruları olumlu görüyoruz. Çünkü Kürt halkı dert ediyor, merak ediyor: "Neler oluyor, ne olacak? Devlet adım atmazsa Kürtlerin hali ne olacak?" diye soruyor. Bu olumsuz bir şey değil; aksine halkın bu meseleyi, bu süreci kendi meselesi olarak gördüğünü ve geleceğini merak ettiğini gösterir. Bu yüzden halkın sorularına cevap vermeli ve halkımızı bu sürece hazırlamalıyız.
Ancak bir de negatif ve tersinden yaklaşanlar var ki halkın zihnini bulandırmak istiyorlar; onlar sürece karşılar. Halkımız kendine güvenmeli. Nasıl ki bu mücadele başlangıcından bu yana halkı uyandırdıysa, örgütlediyse ve dört parça Kürdistan ile yurt dışında bilinçli bir toplum yarattıysa; bundan sonra da siyasi mücadelemizle devleti adım atmaya mecbur bırakacağız. Devlet "barış yapmaya çok hazır olduğu" için adım atmıyor, hayır. Devlet ağırdan alıyor, süreci zamana yayarak çürütmek istiyor. Fakat biz kendimize güveniyoruz. Halkımız ve dostlarımız, ülkede ve yurt dışında şunu bilmeli: Artık Kürdistan halkının özgürlük zamanı gelmiştir. Ayağa kalkmış bu halkı ve onun umudunu hiçbir güç kıramaz. Artık 50 yıl, 100 yıl önceki gibi değiliz; artık 1923, 1946, 1975 veya 1991 değil. Yeni bir dönemdeyiz, halk birlik içinde, güç ve imkanlar ise fazladır. Halkımıza diyoruz ki: Özgürlük zamanı gelmiştir. Reber Apo’nun şu sözünü çok iyi anlamalıyız: "Kimseyi beklemeyin." Yani devletin adım atmasını veya karşı tarafın bir şey yapmasını bekleyip sonra harekete geçmeyin; biz kendi çalışmamızı yürütmeliyiz.
Rûdaw: Fakat bir realite var Sayın Kartal. Bu devlet bazı siyasi güçlerin elinde ve bu güçler yüzyıllardır Kürtleri ve bu toplumun gerçekliğini kabul etmemişler. Bu zeminin düzeltilmesi gerekmiyor mu?
Remzi Kartal: İşte bu bizim mücadelemizle değişecek. Türkiye’de büyük bir kriz var, rejim çöküşün eşiğinde. CHP’ye yönelik operasyonların bile temelinde Kürt meselesi yatıyor. Çünkü devlet, Kürt halkına karşı yürüttüğü bu inkar siyasetiyle ekonomide, siyasette, hukukta ve adalette büyük bir kriz yarattı. Biz siyasetçiler bu krizin sonuçlarıyız. Değişim kaçınılmazdır. Tarihi adımlar atılıyor; demokratik ve siyasi adımların atılması zorunluluktur. Hükümetin direnmesi devlet sistemi içinde çatlaklara yol açıyor. Değişim isteyenler üzerinde operasyonlar var; eskisi gibi devam etmek isteyenler, değişim isteyenleri hedef alıyor. Bu süreç daha da büyüyecektir.
Rûdaw: Şu ana kadar yürütülen süreçten şahsen memnun musunuz?
Remzi Kartal: Kuşkusuz, bu tarihi bir süreçtir ve halkımız için tarihi bir fırsattır. Halkımız yeni bir aşamaya gelmiştir. Uluslararası alandaki o kriminalize etme, terörize etme çabaları ve Kürt halkı üzerinden siyaset yürütme hevesleri boşa çıkıyor. Halkımız bilinçlidir, örgütlüdür, bilgilidir ve politiktir. Halkımız "Jin, Jiyan, Azadî" sloganıyla Kürdistan’da, Ortadoğu’da ve dünyada yankı uyandırmıştır. İşgalci devletler ne yaparsa yapsın; şimdi Şam, Ankara ve Bağdat arasında merkezi rejimleri güçlendirmek istiyorlar. Tahran ile de diyalog halindeler, bu statükoyu korumak istiyorlar. Biz de diyoruz ki: Ne yaparsanız yapın, Kürt halkındaki değişim bölge halklarında da bir değişim yaratacaktır. Kuzey Kürdistan’daki bu süreç mevcut rejim sistemine karşı ilerliyor. Bunun sonucu halkımızın başarısı olacaktır.
Rûdaw: Kuzeyli olmayan Kürt siyasetçilere mesajınız nedir?
Remzi Kartal: Artık mesele Kürdistan’ın sadece bir parçasının meselesi olmaktan çıkmıştır. Eskiden Irak’a müdahale olduğunda bu parçalı bir mesele gibi görülüyordu. Bugün gelinen noktada Kürt sorunu dört parçada birbirine kopmaz bağlarla bağlanmıştır. Bir parçada çözüm olmadan diğerinde tam başarı olmaz. Hepsi birbirine muhtaçtır. Kürt halkının şu anki en büyük ihtiyacı Ulusal Demokratik Birlik’tir. Demokrasi Kürtler ve Türkler, Kürtler ve Farslar, Kürtler ve Araplar için ne kadar gerekliyse; Kürtlerin kendi arasında da o kadar gereklidir. Kürtler birliklerini demokrasi temelinde kurmalıdır. Çözüm artık dört parça içindir. Zaman, Kürt halkının özgürlük zamanıdır. Halkımızın çağrısı bir olmalı, birliği bir olmalı. Kürt halkı bu birliği aslında kendi içinde sağlamıştır; şimdi görev siyasetçilere, partilere, aydınlara, şahsiyetlere ve sivil toplum kuruluşlarına düşüyor. Bu esas üzerine ulusal bir birlik kurup birlikte hareket etmeliler. Dört parça için çözüm projesi neyse, birbirlerine engel değil destek olmalılar.
Rûdaw: Sayın Kartal, ne zaman bir Kürt siyasetçi görsem ona hep şunu sorarım: En son ne zaman Kürdistan’daydınız? Siz 1994’ten beri yurt dışındasınız. Bu sürecin sonunda artık dönme umudunuz var mı?
Remzi Kartal: Gideceğiz ve dönüş mutlaka gerçekleşecek. Bu süreç devleti değiştirecek. Devlet mecburdur. Devlet artık eskisi gibi inkar, imha ve zorla yürüyemez. Karşısında bir halk gerçeği var. Devletin Kürt halkı için biçtiği o gömlek artık bu halka dar geliyor.
Rûdaw: Avrupa’da yaşayan Kuzeyli siyasetçiler olarak sizler bizzat bu sürecin içinde misiniz?
Remzi Kartal: Mesele bizim şahsen olup olmamamız değil; hepimiz bu sürecin bir parçasıyız ve özgürlük mücadelesine bağlıyız. Evet, davalarımız var; diyoruz ki o yasa çıkmalı. Yasa çıktığında, PKK davalarından hüküm giyen tutsaklar özgür kalmalı. PKK adına devam eden o mahkemelerin hepsi düşmeli. PKK üyeliği iddiasıyla ceza alan ve bizim gibi yurt dışına çıkmak zorunda kalanların önü açılmalı. Eldeki silahın durumu da dahil her şey o yasaya bağlıdır. Bu çerçevede KONGRA-GEL de yerini alır. KONGRA-GEL, siyaset ve demokrasi döneminin ihtiyaçlarına göre siyasi alanı esas alır. Bu bağlamda, ileride bu yasanın şartları oluştuğunda artık KONGRA-GEL’e ihtiyaç kalmayabilir. Gelecekte Kürtler Türkiye’de siyaset yapacaklar. Irak’ta, İran’da, Suriye’de... Her parçanın kendi özgün durumuna göre Kürtler siyasetlerini yürütecekler. Artık tüm Kürtler üzerinde tek bir merkezi veya hiyerarşik siyasete gerek kalmayacak. Her bölge kendi demokratik ve toplumsal siyasetini esas alacaktır.

.jpg&w=3840&q=75)
