İran savaşı, ABD enerji sektöründe olağanüstü ve çelişkili bir durum ortaya çıkardı. Amerikalı vatandaşlar akaryakıt fiyatlarındaki sert yükselişin ağır baskısı altında ezilirken, ABD'li petrol ve doğal gaz üreticisi şirketler tarihlerinin en yüksek kârlarını elde etti. Bu durum; milyarlarca dolar kazanan dev enerji şirketleri ile araçlarına benzin doldurmak ve evlerini ısıtmak için çok daha fazla para ödemek zorunda kalan Amerikan aileleri arasında derin bir ekonomik uçurum yarattı.
Savaşın etkisi, sadece bir varil ham petrolün fiyatının artmasıyla sınırlı kalmadı. Bu çatışma, ABD'nin dünyanın en büyük enerji üreticisi ve ihracatçısı konumundaki stratejik gücünü daha da pekiştirdi ve ülkeye milyarlarca dolarlık yeni gelir akışı sağladı.
Ancak aynı tablo, Kasım 2026 ara seçimleri öncesinde Trump yönetimi için devasa bir siyasi krize dönüştü. Petrol ve gaz sektörü İran savaşından büyük kazanç sağlamış olabilir; fakat Amerikalı seçmen için her şeyden önemli olan, benzin istasyonlarında ceplerinden çıkan ve ay sonunda banka hesaplarından eksilen paradır.
Enerji şokundan ihracat fırsatına
İran savaşının ilk doğrudan etkisi fiyatlar üzerinde görüldü. Savaşın başladığı 28 Şubat 2026 tarihinden itibaren Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğinin durma noktasına gelmesiyle, Körfez ülkelerinden sağlanan küresel enerji arzında ciddi aksamalar yaşandı. ABD Enerji Bilgi İdaresi’ne (EIA) göre, Brent ham petrolünün varil fiyatı mart ayında 120 dolara dayandı, Nisan’da 118 dolar oldu ve Eylül ayında da ortalama 114 dolar seviyesinde kaldı.
Kurumun ekim ayı tahminleri, petrol fiyatlarının bu yılın dördüncü çeyreğinde ortalama 105 dolar civarında seyredeceğini gösteriyor; oysa 2025’in son çeyreğinde petrolün varili yalnızca 64 dolardı. Bu fiyat şoku doğrudan benzin istasyonlarına da yansıdı.
26 Ekim itibarıyla ABD genelinde ortalama benzin fiyatı galon başına 4,29 dolara fırladı; savaş öncesinde bu rakam yaklaşık 2,98 dolardı (yüzde 44’lük bir artış). Aynı dönemde motorin (dizel) fiyatı ise 3,76 dolardan 6,35 dolara yükseldi (yüzde 69’luk devasa bir artış).
Denklemin diğer tarafında ise ABD, dünya için vazgeçilmez birincil enerji tedarikçisi konumuna yükseldi. Uluslararası fiyatların tırmanması ve Körfez ihracatının sekteye uğraması, küresel alıcıları ABD’nin ham petrolüne, işlenmiş yakıtına ve sıvılaştırılmış doğal gazına (LNG) yöneltti. Bu gelişme; Amerikalı üreticiler, rafineriler ve enerji ihracatçıları için adeta altın bir fırsat penceresi açtı.
Üretim, ihracat ve şirketlerin rekor kazançları
ABD’nin petrol üretimi tarihi zirvelerde kalmayı sürdürüyor. EIA verilerine göre, ABD'nin ham petrol üretimi 2026'nın ilk yarısında günlük 13,7 milyon varil olarak gerçekleşti. Kurum, yılın tamamında günlük ortalama üretimin 13,8 milyon varil seviyesine ulaşarak tüm zamanların tarihi rekorunu kıracağını öngörüyor.
En büyük ticari kâr ise ihracat ve rafineri sektöründe elde edildi. İkinci çeyrekte ABD’nin işlenmiş yakıt ihracatı günlük 1,56 milyon varile ulaşarak son beş yılın ortalamasının yüzde 30 üzerine çıktı. Uçak (jet) yakıtı ihracatı ise günlük 356 bin varille önceki beş yıllık ortalamanın iki katından fazla arttı. Aynı zamanda ABD’deki rafineri kâr marjları olağanüstü yükseldi; benzin rafineri kârı yüzde 60 artarken, motorin ve uçak yakıtı kâr marjı iki kattan fazla katlandı.
Sıvılaştırılmış Doğal Gaz (LNG) sektörü de benzer bir patlama yaşadı. ABD’nin LNG ihracatı 2026’nın ilk yarısında günlük 17,4 milyar fit küpe ulaşarak yıllık bazda yüzde 23 arttı. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel LNG arzının yaklaşık yüzde 20’sini (özellikle Katar gazını) devre dışı bıraktı.
Bu durum Asyalı ithalatçıları Amerikan gazı için kıyasıya bir rekabete soktu; öyle ki ABD’den Asya’ya giden LNG miktarı 2025’in ilk yarısına kıyasla iki kattan fazla artış gösterdi.
Petrol devlerinin mali bilançoları bu muazzam kazancı açıkça ortaya koyuyor. ExxonMobil, üçüncü çeyrek gelirinin yüzde 33 artışla 113,16 milyar dolara ulaştığını ve 20 milyar dolarlık devasa bir hisse geri alım programı başlattığını açıkladı. Chevron ise aynı çeyrekte 67,8 milyar dolar gelir ve 9,9 milyar dolar net kâr bildirdi.
Şirketler zenginleşirken bedeli seçmen ödüyor
İşte tam da bu noktada sağlanan ekonomik kazançlar, Donald Trump yönetimi için altından kalkılması güç bir siyasi yüke dönüşüyor. ABD devlet olarak enerji ihracatından rekor gelir elde ediyor olabilir; ancak bu tablonun gerçek kazananı yalnızca petrol üreticisi şirketler, hissedarlar ve Teksas gibi birkaç petrol zengini eyalettir. Buna karşılık pahalı akaryakıtın faturası, istisnasız bütün Amerikan ailelerinin sırtına binmiş durumdadır.
Reuters ajansının tahminlerine göre, ortalama bir Amerikan ailesi 2026’nın ilk 7 ayında elektrik ve benzin faturaları için ayda yaklaşık 456 dolar ödedi; bu tutar bir önceki yıla göre 54 dolar (yüzde 14) daha fazladır. Bu ekonomik baskı, özellikle seçimlerin kaderini belirleyecek olan kritik "kararsız eyaletlerde" çok daha sarsıcı hissediliyor.
Bu eyaletlerde yaşayan ailelerin benzin harcamaları ilk 9 ayda yüzde 19 ila yüzde 23 arasında arttı; yalnızca Eylül ayında Georgia, Ohio ve Kuzey Carolina gibi eyaletlerde ödenen tutarlar geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 40 daha yüksek gerçekleşti.
Reuters/Ipsos ortak kamuoyu araştırması, Amerikalıların yüzde 78’inin bu aşırı fiyat artışlarından bizzat Trump’ın politikalarını sorumlu tuttuğunu gösterdi.
Kısacası siyasi kriz yalnızca petrolün küresel fiyatıyla ilgili değil, bu gelirin ülke içinde nasıl adaletsiz dağıldığıyla ilgilidir. Teksas’taki bir petrol baronu zenginliğine zenginlik katarken; Ohio’daki bir kamyon şoförü, Georgia’daki bir çiftçi ya da Pensilvanya’daki dar gelirli bir aile fahiş akaryakıt ve nakliye masraflarının kurbanı oluyor.
Motorin fiyatlarının tırmanması doğrudan tarım maliyetlerini ve gıda taşımacılığını vuruyor; bu da market raflarındaki tüm tüketim mallarının zincirleme olarak zamlanmasına neden oluyor.
3 Kasım seçimleri ve savaş denklemi
Amerikalı seçmenler 3 Kasım’da Temsilciler Meclisi’nin 435 sandalyesinin tamamını ve Senato’nun yaklaşık üçte birini belirlemek üzere sandık başına giderken; fahiş enerji fiyatları ve hayat pahalılığı seçimlerin en belirleyici ana ekseni haline gelmiş durumda.
Reuters/Ipsos anketine katılanların yüzde 54’ü bu savaşın kesinlikle başlamaması gerektiğini ve ödenen bu ağır bedele asla değmediğini belirtiyor. ABD Dış İlişkiler Konseyi (CFR) de artan yaşam maliyetlerini ve İran savaşının ekonomik sarsıntılarını, sandıkta Amerikalı seçmenin oy verme davranışını doğrudan şekillendirecek en kritik etken olarak tanımlıyor.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)


