Bana uzanan sevgi ve şefkat dolu ellerini gördüm. Gözlerindeki merhameti yaşadım bir an için. Saatler susmuşken, ay dolunaya kurulmuşken, ben bir yandan Muhammet Arif Cizravî’den Eyşana Elî sitranını dinlerken, öte yandan rüzgârın hafif şarkısına kulak verirken karanlıkta yüzünü seçmeye çalışıyorum. Ve en azından sadece bu anı kalıcı hâle getirmek istiyorum yaralı kelimelerimle. Ölümsüz kılmak istiyorum bu anı, bu anıyı: Saat gecenin geç yarısıdır. Gün, kayıp. Ay, parçalanmış dolunay. Rüzgâr, hafif meltem, kesif gam. Solumda sen… Biliyor musun dayê can? Uzaklara dalıp gitmek sadece sana yakışıyor.
İnsanlar uyuyor, insanlar ölmüş. Kimin umurunda? Yerin üstündeki mezarlar yerin altındaki mezarlara geçmiş. Kim görür? Fakat ben yanımda bir ölünün uyuduğunu biliyorum. Yakışmasa da sana ölüm, alıp götürüyor seni benden zaman. Benden önce başladığın yolculuğu benden önce de bitirmen ne hazin. Bu yüzden sana yanan yürek, uzak sevda diyorum dayê can.
Sen benim ertelenmiş tek düşümsün ve hep öyle kalacaksın. Gurbet kokan akşamlarda seni yâd ettiğim vakitlerin hesabı say. Sonra kaçtığım şarkılar, karanlık yüzlü adamlardan kaçırdığım sözler. Hep senin için, halkım için, ülkem için.
Aynı ses “Ez nexweş im” diyor gecenin sessizliğini yırtarak. Bu sesi duyuyor mu benim yerin altındaki ölülerim? Hiç sanmıyorum.
Ay düşüyor saçlarıma, parmak uçlarıma, kirpiklerime. Titriyor ellerim. Üşüyor ruhum. Bir mühlet yaşarken nasıl bu kadar rahat olabiliyorum? Bilmiyorum. Senin soluğunu duyuyorum ama nefes alıp verirken kalkıp inen göğsünü görüyorum.
Eski ve taze canlar yan yana yerin altında ve üstünde. Ben kalakalıyorum gecenin içinde, ayın altında, yıldızların uzaklığında. Bir çocuk sesi bağlıyor beni yere. Bana buraya ait olduğumu hatırlatıyor. Bir çocuk sesi, geleceğin bekçisi, ihtiyarların korkulu habercisi…
Tam tepemde duran aya hesap soruyorum. Ne istiyorsun benden? Canımı istiyorsan sana ait değil. Belki başkasına ait… Mesela solumda uyuyan dayê cana. Ölüme yatana, ölümüne yatana…
İnsanlar geçiyor aklımdan ve aklımdan geçenlerin aklımdan geçemeyenlerden daha zavallı olduğunu görüyorum maalesef.
Ey uyuyan dayê can! Şimdi sana seslenmesem de seni gerçekten sevdiğimi bil. Seni uyandırmamak için seni öpmüyorsam bil ki bu, seni çok sevdiğim içindir.
Ben seni bu geceden, bu aydan, bu sesten ve bu rüzgârdan daha çok seviyorum. Belki araya uzun bir zaman girecek, belki hatıralar saracak benliğimizi dört bir yanımızı, belki ait olduğumuz zaman dilimlerinden kopacağız. Sana baktığım yerde olmayacaksın, bana baktığın yerde olmayacağım. Yine de seni seveceğim.
Senin sevginle büyüdüm, bu günlere geldim, dahası hayat yolunda kendimi, kendi sesimi buldum. Sen yanımda olmasaydın hep eksik kalacaktım, öksüz büyüyecektim. Uzak da olsa hep yanımda olduğun için, dualarını benden esirgemediğin için sana çok teşekkür ediyorum dayê can. Ne yapsam da hakkını ödemeyeceğimi biliyorum. Gerçi sen bir hac karşılığında bütün haklarını helal edeceğini söyledin ama ben bunu da iyi niyetine bağlıyorum, güzel, temiz kalbine bağlıyorum.
Biliyorum ki bir evlat ne yapsa da annesinin hakkını ödeyemez. Hem sen bana annelikten daha fazlasını yaptın. Evvela arkadaşım, sırdaşım oldun. Sonra ablam oldun. Sonra babamın dolduramadığı boşlukları doldurmaya çalıştın. En güzeli de benim kardeşim oldun, bana kardeşlik yaptın. Benim her şeyim oldun. Bunun için sana ne kadar teşekkür etsem azdır dayê can. Hakkını ödemeyeceğimi biliyorum. Yine de benim yanımda, solumda uyurken senden helallik diliyorum.
Son olarak senin yanında, uykunun kollarına bırakırken yorgun bedenimi, yüzde bir ses diliminde, tekrar kavşağında çığırsın Eyşe Şan benim yüreğime kök salmış yüzyıllık yalnızlığımızı, bin yıllık hasretimizi:
“Heyvax dayê, xerîb im dayê
heyvax dayê, bêkes im dayê
Kesê min nema li vê dinyayê dayê…”
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir da örtüşmeyebilir.)



